Üniversitemizde Kuzey Afrika, Türkiye ve İran’da Süreklilik ve Değişim Sempozyumu Gerçekleştirildi

Üniversitemiz Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İran Araştırma Merkezi (İRAM) İşbirliğinde, T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile T.C. Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) desteklerinde Etlik Milli İrade Binamızda Kuzey Afrika, Türkiye ve İran’da Süreklilik ve Değişim Sempozyumu gerçekleştirildi.

Program İRAM Direktörü Prof. Dr. Ahmet Uysal, Üniversitemiz Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhsin Kar, Rektörümüz Prof. Dr. Sayın Metin Doğan, Cezayit Ankara Elçisi Sayın Lahsen Boufares, Dış İşleri Bakanlığı Güney Asya Direktörü Sayın Fazlı Çorman, İran Dış İşleri Bakan Yardımcısı ve IPIS Direktörü Sayın Kazım Sajadpour ve T.C. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın Dr. İbrahim Kalın’ın açılış konuşmalarıyla başladı.

Sempozyumun açılış programında söz alan İRAM Başkanı Prof. Dr. Ahmet Uysal, İRAM’ın, Türkiye’nin derin tarihi siyasi ilişkilere sahip olduğu İran ve çevresiyle ilgili araştırmalar yapmak üzere kurulduğunu ve sadece bir ülkeye ve onun ilgili olduğu bölgeye yoğunlaşan ilk merkez özelliği taşıdığını vurguladı. İran’ın özellikle Türkiye’yi ve bölgeyi yakından ilgilendirdiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Uysal, iyi komşuluk ilişkilerinin yanı sıra bazı alanlarda rekabet ve sürtüşme görüldüğünü de hatırlattı. İRAM’ın çalışmalarının sürtüşmeleri azaltan bir anlayışa hizmet edeceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Uysal, düzenlenen sempozyumda da bölgenin önemli özelliklerinin ve dinamiklerinin masaya yatırılacağını söyledi. Sempozyumda Arap Baharı’nın başladığı Kuzey Afrika’nın tüm dünyada ve İslam dünyasındaki yerine de odaklanılacağına dikkati çeken Prof. Dr. Uysal, “Bölgede sorunumuz çok fazla ama konuşarak aşılmasına önem veriyoruz.” dedi.

Sempozyumun açılış programında söz alan Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhsin Kar, son yıllarda yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelerin, süreklilik ve değişimin birlikte ele alınması gerektiğini gözler önüne serdiğini vurguladı. Prof. Dr. Muhsin Kar, “Sanki tarih bazı zamanlarda daha hızlı akıyor gibi. Böylesi zamanlarda değişimin yönetimi ön plana çıkmakta.” diye konuştu. “Değişimin yönetimi” sürecinde iç dinamiklerin ve uluslararası gelişmelerin ön plana çıktığını dile getiren Prof. Dr. Muhsin Kar, “Başarılı bir değişim olabilmesi için bölgesel veya uluslararası koşullar ile iç dinamiklerin koordineli olması gerekiyor. Bunların zaman zaman örtüştüğünü, zaman zaman da ayrıştığını görüyoruz.” ifadesini kullandı. Bölgede ve ülkede yaşanan sorunların bölge akademisyenleri tarafından ele alınması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Muhsin Kar, “Bu sempozyumun bu konuda atılmış mütevazı bir adım olduğu açıktır.” dedi.

Sempozyumun açılış programında söz alan Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Sayın Metin Doğan, genç bir üniversite olan AYBÜ’nün uluslararası bir araştırma üniversitesi olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini kaydederek, İRAM’ın bölgesel odaklanmış sosyal araştırma merkezi olarak alanında ilk olduğunun altını çizdi. Sayın Rektörümüzü, Türkiye ve İran’ın üç kıtanın birleştiği noktada, medeniyetin kurulduğu topraklarda yer aldığını vurgulayarak, medeniyetlerin kurulduğu ve yıkıldığı bu topraklarda ilişkileri binlerce yıla dayanan iki ülkenin 600 yıldır sınırlarının değişmediğine dikkati çekti. Kuzey Afrika’nın, Arap Baharı’nın başladığı bölge olduğunu ve bölgeyi olduğu kadar Türkiye ve İran’ı da göç, siyasi ve ekonomik anlamda etkilediğini belirten Sayın Rektörümüz, “Özellikle İslam coğrafyasında devam eden ve halen çözülememiş pek çok problemin çözümünde Türkiye ve İran iki anahtar ülke.” dedi.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın Dr. İbrahim Kalın, Türkiye, İran, Kuzey Afrika ve diğer ülke toplumları ile birlikte başka ülkelerin, toplumların dolayımında değil kendi direkt kanalları üzerinden konuşmayı öğrenmek gerektiğini belirterek, “Birbirimizi dolaysız, aracısız bir şekilde tanımayı, anlamayı, bilmeyi, iş birliği yapmayı öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü bizim coğrafyamızda tarihimizin bir neticesi olarak çok uzun bir süredir kendimize başkalarının aynasından bakmaya çalıştık. Başkalarının aynasında kendimize bakarken aslında ne başkası olabildik ne de kendimiz olabildik. Bu ikilemi biz bu coğrafyada yaşamaya hala devam ediyoruz. Başkalarının aynasında, başkalarının tecrübeleri, başkalarının dilleri üzerinden kendimizi, coğrafyamızı, tarihimizi, medeniyetimizi anlamaya çalıştığımız oranda da aslında kendimize yabancılaşıyoruz, birbirimize yabancılaşıyoruz. Dolayısıyla burada bütün kanalların mutlaka açılması ve birbirimizle konuşabilecek imkanların oluşturulması gerekiyor. Konferansın başlığını da ayrıca önemsediğimi ifade etmek istiyorum. Çünkü süreklilik ve değişim hem insan hayatının hem toplumsal hayatın vazgeçilmez unsurlarından birisi. Kavramlarla ilgili zaman zaman zihnimizde çok büyük karışıklıkların, hataların, istifhamların olduğunu görebiliyoruz. Öncelikle süreklilik, statiklik, donukluk demek değildir. İkinci olarak değişim köksüzleşme, bir merkeze ait olmama, kendini kaybetme, kaos da değildir. Bu iki kavramı doğru bir şekilde çerçeveye oturtmamız halinde hem bireysel hem toplumsal değişimi süreklilik içerisinde kalarak anlamlandırmak daha mümkün hale gelecektir” ifadelerini kullandı. “Türkiye, İran, Kuzey Afrika, İslam coğrafyasının bütününe baktığımız zaman süreklilik ve değişimi ele alırken bir tarafta kendi geleneğimizle ve medeniyetimizle olan köklerimizi, bağlarımızı doğru kullanmamız gerekiyor” diyen Sayın Dr. İbrahim Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunu yaparken köklere bağlı, bir merkeze sahip olurken aynı zamanda dünyaya açık ufuk perspektifinden de bakabilmemiz gerekiyor. Ne süreklilik adına kendimizi dünyaya kapatmalıyız ne değişim adına kendi değerlerimizden, köklerimizden vazgeçmeliyiz. Bu ikisi arasındaki dengeyi kurabildiğimiz oranda bu değişim süreçlerini sağlıklı bir şekilde yönetmemiz imkan dahiline girecektir. Bahsettiğimiz coğrafya, Türkiye, İran, Kuzey Afrika, Körfez Bölgesi, İslam dünyası birçok sorunla karşı karşıya bunda hiç şüphe yok. Bu siyasi sorunları ortaya çıkaran temel meselelerin başında da bizim bugün hem siyasi hem de sosyokültürel manada bir parçalanma döneminden geçiyor olmamız geliyor. Daha da önemlisi aslında toplumsal tasavvurumuzda bir parçalanma yaşıyoruz. Klasik İslam medeniyetine baktığımız zaman o İslam medeniyetinin Afrika’dan Güney Avrupa’ya, Horasan’dan Orta Asya’ya, Anadolu’dan Kafkaslara kadar o geniş coğrafyada bu toplumun coğrafi ve kültürel tasavvurunu birleştiren unsurlar, ayrıştıran ve bölen unsurlardan çok daha fazlaydı. Ortak bir referans çatısı içerisinde insanlar birbirleriyle çok daha rahat konuşabilmekteydiler. Yani Tunus’ta medreseye giden bir alim, yahut Endülüs’te matematik okuyan bir bilim adamı, yahut Bağdat’ta, Basra’da, İstanbul’da, Semerkant’ta akademik bir çalışma yapan bir düşünür, yahut bir sanatçı, yahut bir şair aslında aynı medeniyet tasavvurunun aynı atıf çerçevesinin içinde hareket edebilmekteydi. O yüzden ister dini ilimlerde, ister felsefi ilimlerde olsun baktığınız zaman Fas’tan Endenozya’ya, Malezya’dan Orta Afrika’ya kadar Müslüman alimler bir araya geldikleri zaman aynı toplumsal tasavvur içerisinde düşünebilmekte, birbirleriyle ilişki kurabilmekte, alışveriş yapabilmekteydiler. Bugün bu ortak tasavvuru büyük oranda kaybetmiş durumdayız.” Ortak coğrafya ve kültürel tasavvurun büyük oranda parçalanmış olduğuna vurgu yapan Sayın Dr. İbrahim Kalın, “Bunu aşmak için bizim mutlaka yeni coğrafi tasavvur inşa etmemiz gerekiyor. Dünyayla ilişkilerimizi kurarken bir taraftan kendi köklerimizin farkında olarak ama öbür tarafta da dünyaya bir açık ufuk perspektifinden bakarak yönelmemiz, kuşatmamız gerekiyor. Bugün coğrafyamızda siyasi anlamda çok önemli sınamalarla, meydan okumalarla karşı karşıya olduğumuz bir gerçek. Güvenlik başta olmak üzere ekonomik kalkınma, iç savaşlar, mezhep çatışmaları, aşırıcılık ve şiddete varan aşırıcılık gibi, terörizm gibi birçok sorunla karşı karşıya bulunuyoruz ve bu sorunlar sadece bir ülkenin meselesi değil, sadece Türkiye’nin meselesi değil, İran’ın meselesi değil, Kuzey Afrika ülkelerinin meselesi değil. Bugün aşırıcılık ve terörizm sorunları dünyadaki bütün ülkeleri tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Dolayısıyla terörle mücadele edeceksek bunu da küresel bir perspektifle, küresel bir iş birliğiyle yapmak durumundayız. Bugün ülkemizin Kuzey Afrika, Orta Doğu ve İran’la çok köklü, tarihi ilişkilerinin olduğunu biliyoruz. Fakat özellikle İran’la ilişkilerimiz noktasında şu hususun altını çizmek isterim; İran bizim önemli bir komşumuzdur, önemli bir ekonomik ortağımızdır. İran’la çok kapsamlı ilişkilerimiz var. Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan beri değişmeyen bir sınırımız var. Bu iki ülkenin kendini bölgeye konumlandırması açısından da aslında güven ve istikrarı öncelediklerini ifade eden önemli bir tarihi gerçek. Fakat bu hiçbir zaman iki devlette bir rekabet ruhunun olmadığı anlamına gelmiyor. Bundan sonra da ekonomik ve siyasi ilişkilerimizin zarar görmemesi, daha da iyileştirilmesi için ortak çalışmalarımız devam edecek. Fakat belli konularda görüş ayrılıklarımızın olduğu da bir gerçek. Özellikle Suriye konusunda zannediyorum hem netice hem de yöntem konusunda bir takım görüş ayrılıklarımız var. Bunları da açık ve samimi bir şekilde konuşabilmemiz gerekiyor. Özellikle Suriye meselesi son 3 yılda sadece Türkiye’yi, İran’ı ya da Irak’ı ya da Suriye halkını ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkmış, bütün bölgeyi, hatta küresel siyaseti tıkayan, zehirleyen, istikrarı ve dengesini bozan bir nitelik kazanmış bulunmaktadır” şeklinde konuştu. Suriye meselesini sadece Suriye ile ya da bölge ülkeleriyle sınırlamanın artık mümkün olmadığını kaydeden Sayın Dr. İbrahim Kalın, “Zira Suriye meselesi aynı zamanda bir mülteci meselesidir. Dolayısıyla problem Avrupa’yı, Batı ülkelerini ilgilendirmektedir. Suriye meselesi, bugün İran’da, bütün Körfez ülkeleri arasında bir çatışma konusu haline gelmiştir. Dolayısıyla bütün bölgeyi ilgilendirmektedir. Suriye konusu doğrudan terörle mücadeleyi ilgilendiren bir konu haline gelmiştir. Çünkü bugün DEAŞ terörizmi, en önemli coğrafyalardan, alanlardan bir tanesi Suriye’deki eli kanlı Esed rejiminin varlığını devam ettirmesidir. Suriye meselesi aynı zamanda Uluslararası hukuk meselesidir. Çünkü kimyasal silahların kullanılması, orada yapılan ihlaller, savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar bütün dünyayı, bütün uluslararası hukuku ilgilendiren meseleler haline gelmiştir. Dolayısıyla Rusya’nın Suriye meselesine dahiliyle beraber mesele çok daha küresel bir boyut kazanmıştır. Suriye konusunda bir çözüme doğru adım atabilmek için bizim elbette İran’la da konuşmamız, Rusya’yla da konuşmamız gerekiyor ama özellikle kendi halkına karşı bu kadar savaş suçu işlemiş, kimyasal silah kullanmış bir rejimin orada varlığı Suriye’nin geleceğini ne istikrara, ne barışa ne de huzura kavuşturamaz. Bu gerçeği görmemiz gerekiyor, bugün Suriye’de DEAŞ terörizmine karşı nasıl mücadele ediyorsak aynı şekilde bu terörizmi besleyen, buradaki insanlık dramının devamına da sebep olan rejimle ilgili de görüşlerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Terörle mücadele konusu, zor bir konudur, modern dönemde karşımıza çıkan çok kritik konulardan bir tanesi. Fakat terörle mücadele ederken de bunu akılla, basiretle, sabırla ve tabii kararlılıkla yapmamız gerekiyor. Bütün mesele aslında canavara karşı savaşırken kendimizin bir canavar haline gelmemesi. Bunu başarabildiğimiz oranda terörle mücadele de daha etkin yöntemleri ortaya koymamız mümkün hale gelecektir” değerlendirmelerinde bulundu.

Sempozyumun ilk oturumunda Siirt Milletvekili Sayın Prof. Dr. Yasin Aktay’ın başkanlığında Jeopolitiği Yeni Küresel Bağlamda Değiştirmek konusunda Prof. Dr. Burhaneddin Duran, Müslüman Dünyasının Mevcut Durumu konusunda Prof. Dr. Birol Akgün, Kuzey Afrika’da Demokratik Geçiş Deneyimi ve Geleceği konusunda Dr. Ezzeddine Abdelmoulae, Dünya Politikasında Türkiye konusunda Dr. Mesut Özcan konuşma gerçekleştirdiler.

İran-Arap ilişkileri, İran-Türkiye ilişkileri, Türkiye-Kuzey Afrika ülkeleri ilişkileri, güvenlik, ekonomi, sosyoloji, medya, çevresel sorunlar, terörizm, sosyal güvenlik, genç işsizliği ve beyin göçü gibi konularda, Cezayir, Fas, Mısır, Libya, Tunus, Sudan, Moritanya, Türkiye, İran ve Avrupa’dan, 200’e yakın araştırmacı tarafından ele alındığı sempozyum 4 ayrı salonda gerçekleştirildi.

AYBU-IRAM Konferansi 2 AYBU-IRAM Konferansi 3 AYBU-IRAM Konferansi 4 AYBU-IRAM Konferansi 5 AYBU-IRAM Konferansi 6 AYBU-IRAM Konferansi 7 AYBU-IRAM Konferansi 8 AYBU-IRAM Konferansi 9 AYBU-IRAM Konferansi 10 AYBU-IRAM Konferansi 11 AYBU-IRAM Konferansi 12 AYBU-IRAM Konferansi 13 AYBU-IRAM Konferansi 14 AYBU-IRAM Konferansi 15 AYBU-IRAM Konferansi 16 AYBU-IRAM Konferansi 17 AYBU-IRAM Konferansi 18 AYBU-IRAM Konferansi 19 AYBU-IRAM Konferansi 20 AYBU-IRAM Konferansi 21 AYBU-IRAM Konferansi 22 AYBU-IRAM Konferansi 23 AYBU-IRAM Konferansi 24 AYBU-IRAM Konferansi 25 AYBU-IRAM Konferansi 26 AYBU-IRAM Konferansi 27 AYBU-IRAM Konferansi 28 AYBU-IRAM Konferansi 29 AYBU-IRAM Konferansi 30 AYBU-IRAM Konferansi 31 AYBU-IRAM Konferansi 32

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz